Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Avatar Yok
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: zenginin gönlü fakirin canı  (Okunma Sayısı 347 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
03 Mayıs 2007, 10:13:08
Ziyaretçi
« : 03 Mayıs 2007, 10:13:08 »

Zenginin Gönlü Fakirin Canı

Yine bir “Halk Günü”ydü. Salonda sırayla görüşmeyi bekleyen özürlü ailelerinin arasında ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş bir genç kadın sık sık işinin acele olduğunu, bir an önce görüşüp gitmek istediğini söylüyordu. Fakat bekleyenlerin itirazı üzerine tekrar yerine oturmak zorunda kalıyordu. Birkaç dakika sonra yeniden kalkıyor ve görüşme isteğini tekrarlıyordu. Sırayla görüşme kuralını ihlal etmek istemeyen gönüllü görevli arkadaş benden anlayış beklediğini anlatan bir bakış attı. Belli ki genç kadının gerçekten acelesi vardı. Görevli arkadaşı yanıma çağırdım; “Bekleyenlerden izin al ve o hanımla önce görüşeyim” dedim. Salondan itiraz dolu bir uğultu koptu ama yine de hanım telaşla odama daldı. Ayakta duruyor ve yalvarıyordu. Üzgün dargın ve kırgın bir sesle “Tek umudum sizsiniz lütfen bana yardım edin. Evde kocam aç susuz ölüm döşeğinde yatıyor. Ona yedirecek hiçbir şeyim yok” dedi. Hala ayaktaydı. Oturmasını ve sakin olmasını söyledim. Sandalyenin ucuna ilişti ve yalvarırcasına anlatmaya başladı. “Bu sabah bakkala ekmek almak için gittiğimde, ‘Borcunu ödemeden sana bir şey veremem’ dedi. Dünya başıma yıkıldı. Yıllardır aynı mahallede oturuyoruz. Ne kadar zor durumda olduğumuzu biliyor. Eşimin kanser olduğunu, aylardır yattığını biliyor ama yine de benden para istiyor. Abla ne olur bana biraz para bulun. Borç olsun. Sonra merdiven siler size öderim.” dedi. Yanındaki erkek çocuğa baktım; annesinin ağlamasından çok huzursuz; şaşkın kederli gözlerle bana bakıyordu. Annesinin gözyaşlarını eliyle silerken yüzünün aldığı ifadeyi asla unutamam.

Kadının anlattıklarından çok etkilenmiştim ama yine de sakin olmam gerektiğini düşünerek “Bak Ayşe Hanım burası bir yardım kuruluşu değil. Biz özürlü kimsesi olan, zor durumda olan ailelere kanun ve yönetmelikler gereği yapmaları gerekenleri anlatıp kazanılmış haklarını kullanmalarını sağlamak için buradayız.” dedim ama kadın beni dinlemiyordu bile. Zaten söylediklerim doğru da olsa bana da saçma gelmişti.

Bir, çaresizim diyen genç kadına; bir de kendi çaresizliğime baktım. Yanımda para yoktu. Bazen komşularımdan gelen yardım paralarını yanıma alır ve çok zor durumda olan kişilere verirdim; ama bu gün yanımda hiç param yoktu. Ayşe Hanım kalktı ve “Öyleyse ben gideyim. Sokağa bakkala görünmeden nasıl gireceğim bilemiyorum ama hastamın başında olmalıyım” dedi. Akan göz yaşlarını kolunun yeni ile silmeye çalışarak kapıya yöneldi. Bir an ne yapacağımı bilemeden kalakaldım. Kendi kendime “Sen bu işi başaramıyorsun Hatice Hanım. Bir kadının bu kadar üzülmesine nasıl müsaade edersin? Bir çocuğu nasıl aç susuz gönderirsin?” gibi onlarca soru ile sarsıldım. Ve gözlerime dolan yaşı göstermemek için önüme bakarak biraz dışarıda beklemesini söyledim. Kadının yüzü bir an aydınlandı; çocuk hareketlendi ve annesinin elinden tutarak bekleme salonuna geçtiler.

Bu parayı bulmalıydım. Etrafımdaki insanları düşündüm. Çok zengin insan tanıyordum. Ama istemek kolay bir şey değildi. Yani şimdi telefon açtığımda “Hemen” diyebilecek birini bulmalıydım. Telefon rehberimdeki ilk isim olan arkadaşıma selam bile vermeden “Abdullah Bey acil olarak 100–150 milyon TL paraya ihtiyacım var. Kendinizde varsa siz verin yoksa lütfen bir başkasından bulun” dedim. Abdullah Bey şaşırmıştı ama gerçek bir dost olduğunu gösterircesine “Tamam Hatice Hanım, hemen” dedi. Çok rahatlamıştım. Ayşe Hanımı yanıma çağırarak “Bak canım şimdi sen evine git hastanın başında otur. Ben sana istediğin kadar olmasa da hem para hem de yiyecek göndereceğim” dedim. Çocuğun yüzü gülmüştü. Ayşe Hanım o kadar heyecanlandı ki bir an düşecek zannettim. “Hadi ne duruyorsun hemen evine, hastanın başına dön. Bana güven” diyerek yararlı bir iş yapmanın huzuru içinde işime koyuldum. Dua ede ede odadan çıktı gitti.

Çevremdeki herkes olan bitenden çok etkilenmişti. Hemen özürlüler komisyonu mahalle temsilcisini aradım kadının adresini vererek parayı ve bir koli erzakı adrese teslim etmesini söyledim. Aynı mahallede oldukları için adresi bilen Yaşar Bey ziyareti sonunda Hürrem Beyin ölüm döşeğinde olduğunu ve çok zor durumda olduklarını bildirdi.

Yorgunluk içinde eve dönerken çalan telefonumda bu defa mutlu bir kadın sesi “Allah razı olsun eşime sıcak bir çorba içirebildim Hatice Hanım” diyordu. O an Allah’a o kadar şükrettim ki, yorgunluktan eser kalmadı.

Aradan iki gün geçti. Kar yağıyordu eve hapsolmuştuk. Bizim mahallede yollar kapalı olduğu için çocuklar evdeydi. Evimiz sıcacıktı. Bütün aile bir aradaydık. Telefonun sesi ile bir an irkildim. Arayan Ayşe Hanımdı. “Hatice Hanım evim buz gibi hastam iyice ağırlaştı. Ne olur bana biraz kömür gönderin” diyordu. Bu kadın karşısında ikinci defa kendimi acz içinde hissettim. Yine de “Elimden geleni yapacağım. Belediyedeki arkadaşlara haber vereyim size kömür getirsinler” dedim. Teşekkür etti. Telefonu kapattığımda bir an evin çok sıcak olduğunu fark ettim. Doğru banyoya gidip kombinin derecesini en düşüğe getirdim. Ve telefonu alıp ilgili birimi aramak istedim ama yerinde yoktu. Cep telefonu ile ulaştım. Durumu izah edince “Tabi abla ben hemen birkaç torba kömür iletirim siz merak etmeyin” cevabı ile keyfim yerine geldi. Arkadaşıma güveniyordum verdiği sözü tutardı. Bu güvenle iki gün daha geçirdim. Pazartesi günü sabah kalktığımda cep telefonumda tam 8 cevapsız arama olduğunu gördüm. Arayan Ayşe Hanımdı. Hemen aradım ve hıçkıran bir kadın sesiyle irkildim. “Kocamı bu sabaha karşı kaybettik abla.” diyordu. Başsağlığı diledikten sonra “Eğer yapabileceğimiz bir şey varsa söyle. Ben kardan dolayı çıkamıyorum ama kömür gönderen arkadaş sana gereken yardımı yapar” dediğimde; “Abla bize kimse kömür getirmedi ki” dedi. Aman Allah’ım bu nasıl olur! diye ağlamaya başladığımda çocuklar şaşkınlık içinde “Anne ne oldu?” diye etrafımda dönmeye başladılar. Anlamakta güçlük çekiyordum. Bir hasta buz gibi evde can çekişirken görevi insanlara hizmet olan bir kişi bunu nasıl yapabilirdi? Hemen telefonu elime aldım ve aynı arkadaşı arayarak “Sizin gönlünüz olana kadar o fakir insan öldü beyefendi. Sayenizde ‘Zenginin gönlü olana kadar fakirin canı çıkar’ atasözünü yaşamış olduk.” dedim. Karşımdaki cılız bir sesle çok üzgün olduğunu söyledi. İş işten çoktan geçmişti




bu yazıyı okuyunca derin bir düşünce aldı beni ;daha neler var kimbilir ,bilmediğimiz duymadığımız ,bizler sıcak evlerimizde oturup ,akşama ne yiyeceğiz nereye gideceğiz diye hesaplar yaparken , soğuktan titreyen vücudunu nefesiyle ısıtmaya çalışan ,çaresizlik içerisinde iki elinin arasında başı geceleri sabah yapanlar var ,karanlık ,çileli hayatlarını geçirdikleri sevdiklerini kaybetmenin acısı da ekleniyor birde !ellerimiz yanağımızda nasıl karşılarız sabahları ,nasıl aşkı dertten sayar ,sevgilimiz bizi terketti diye ,gözyaşı dökeriz ve hayatta dert gördüğümüzü ,mutsuz olduğumuzu iddaa ederiz ,şimdi soruyor kendi kendime ;dertli bizlermiyiz ,yoksa bu hikayedeki insanlar ve bunlar gibi niceleri mi ?
Logged
Etiket:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.10 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
sohbet - ebruli yemekler izmir karabağlar mobilya izmir orkestra